Bu kez Pamela Anderson’u yatağa attı

 

 

Anne ve babasının mütevazi yaşamından, "silikonlu memelerine" kadar bir çok konuda açıklama yapan Anderson, Yalan Dünya'nın Orçun'uyla ilgili de çok çarpıcı yorumda bulundu.

 

İşte Ayşe Arman'ın ünlü yıldızla yaptığı röportaj:

Dünya çapında ünlüsünüz. Nasıl bu kadar mütevazı olabiliyorsunuz?

– Ben bir anneyim. Mütevazı olmayan bir anne gördünüz mü hiç? Anne oldunuz mu, sahip olduğunuz diğer sıfatların çok da önemi kalmıyor. Ta içinizde biliyorsunuz ki, her şeyden önce çocuklarınız geliyor. Her şeye hazırlıklı oluyorsunuz, epeyce de dayak yemiş oluyorsunuz! İki oğlum var benim…

Havaalanındakiler şaşırmış da sizin bu kadar tatlı ve ürkek olmanıza?

Hayal kırıklığına mı uğramışlar?

Yok hayır, ünlü isimler genelde Türkiye'ye kaprisleriyle geliyorlar.

– Artık 44 yaşındayım ve üzerimde hiçbir şeyin baskısını hissetmiyorum. Ne şöhretin ne paranın ne de başarının. Tabii o zaman, gerilmiyorsunuz, etrafınızdakileri de germiyorsunuz. Hayatımın bu döneminde, eğlenebileceğim işler yapıyorum, sadece istediğim şeyleri. 20'li yaşlardayken o baskının alasını hissediyorsun, "Başarmalıyım, para kazanmalıyım, güzel olmalıyım, ünlü olmalıyım…" Bu dönemi atlattığım için de çok memnunum. Neyin ne olduğunu bilmediğin, kafanın karışık olduğu, kendi iç sesini bile duyamadığın bir dönem o. Ne mutlu ki bitti!

Beğendiniz mi Türkiye'yi?

– Çooook. Ama daha önce gelmiştim zaten Bodrum'a. Ahmet Ertegün'ün davetlisi olarak. Tekneyle açılmıştık, olağanüstüydü. Bodrum'un doğası, misafirperverlikler, insanların sıcaklığı ve o lezzetli yemekler… O zamandan beri tekrar gelmek istiyordum ama bir türlü fırsat olmamıştı. Los Angeles'ta Türkiye'ye gelip İstanbul'a hayran olan çok arkadaşım var. Cool bir şehir İstanbul, kozmopolit. Ama pahalı galiba burada yaşamak. Bana New York'u hatırlattı.

Bildiğiniz Türkçe sözcükler var mı?

– Var var. Uçakta gelirken, çalıştım biraz, hostesten rica ettim. "Teşekkürler" demeyi beceremedim ama "Sağol" demeyi öğrendim. Bir de "Seni seviyorum" diyebiliyorum.

Kanadalı olmak nasıl bir şey? Belirleyici özelliği ne?

– Kibar ve nazik olmak. Kaba insanlar değiliz…

Amerikalılar neden Kanadalılarla dalga geçer?

– Aman bırak Amerikalıları! Sınıra yakın yerlerde yaşayanlar yarı Kanadalı yarı Amerikalı gibi oluyorlar, belki onlarla dalga geçiliyordur. Ama söylüyorum Kanadalılar genel olarak duyarlı, kibar ve nazikler. Hiç unutmuyorum, Amerika'ya ilk geldiğim zamanki erkek arkadaşım, "Teşekkür ederim ve lütfen demekten vazgeç insanlara! Yoksa yemin ederim ilişkimizi bitirim!" demişti.

Niye?

– Çünkü ultra-naziktim. Hoşuna gitmiyordu. Cool'luğu bozuyordu! Ama tabii bu söylediklerim bütün Amerikalılar için geçerli değil. Los Angeles'ta yaşayanlar ayrı bir vaka. Orası karışık bir şey.

BABAM ŞÖMİNE TAMİRCİSİ ANNEM GARSONDU

Nasıl bir ailede büyüdünüz?

– Benden küçük bir kardeşim var. Annemle babam, tuhaf ama hala delice aşık birbirine. 45 yıl oldu. Biz büyürken inişli çıkışlı bir ilişkileri vardı, bir sürü büyük kavga hatırlıyorum ama sevgiyi de hep hissederdiniz. Şimdi duruldular ve romantikler. Babam şiirler yazıyor anneme.

Ne iş yapıyorlar?

– Artık emekliler. Annem garsondu, babam da şömine bakımı ve temizliği yapardı.

Dalga mı geçiyorsunuz?

– Yok canım. Annem pancake (gözleme) dükkanında çalıştı uzun yıllar. Para kazanınca yaptığım ilk şey, onlara ev almak oldu, fatura da ödetmedim. 60'larındalar, mutlu-mesut yaşıyorlar.

Hala aynı yerde mi?

– Tabii tabii, büyüdüğümüz yerde aldığım ev. Kendime de aldım. Ben de gidip kalıyorum. Oralarda, onlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum.

Ünlü olmak sizin hedefiniz miydi, yoksa kendiliğinden mi oldu?

– Ünlü olmak çok derdim değildi ama yaşadığım o küçük kasabadan kurtulmak istiyordum. Ya da şöyle diyeyim: Dünyaya görmek istiyordum. Ne yapmak istediğimi, ne olmak istediği bile bilmiyordum. Sadece gitmek, görmek, keşfetmek… Zaten ne olduğunu bile anlayamadan Playboy, Los Angeles'a gelmemi istedi. Bir kapak çekimi için. Gidiş o gidiş, kaldım…

O zamana kadar ne yapıyordunuz?

– Lisedeydim. Bir gym'de çalışıyordum. Ben büyürken, o küçücük kasabada kimse üniversiteye filan gitmiyordu. Bizler liseyi bitirir, bir iş bulurduk, şanslıysak çok çalışmamızı gerektirmeyen ve iyi para kazandıran bir iş… Benim ufkum bu kadardı. Bu Los Angeles teklifi gelince, bizim küçük kasabadaki herkes, kabul etmenin çılgınlık olduğunu düşündü.

Ama bir dakika… Sizi keşfeden Playboy mu yoksa bir futbol maçı esnasında kameranın sizi seçmesi ve ekranlarda göstermesi mi?

– Evet, bir de o hikaye var. Ama aslına bakarsanız hepsi aynı anda oldu. Arkadaşlarımla futbol maçına gitmiştim. Kamera birden beni seçti ve o dev ekranlarda göstermeye başladı…

Neden sizi seçti? O zaman da memeleriniz dikkat çekici miydi?

– Yok canım. Bilmiyorum niye. Arkadaşlarım, "Bak bak seni çekiyorlar!" dedi. Beni ayağa kaldırdılar. Ben de gülmeye, selam vermeye ve herkese el sallamaya filan başladım. Dar bir tişört vardı üzerimde ve bir bira markasının adı yazıyordu. Demek ki sempatik görünmüşüm. O bira markası onların yüzü olmamı istedi, bir reklam çekiminde yer alıp almayacağımı sordu. Ardından çalıştığım gym, "Bizim de yüzümüz ol!" dedi. Bunlar tabii bizim o küçük kasaba için büyük şeyler. Sonra da Los Angeles…

ORÇUN'UN BAKIŞLARI ÇOK ACAYİPTİ

'Yalan Dünya'da oynarken eğlendiniz mi?

– Çooook. O karakter kimdi bilmiyorum ama gerçekten komik. Bakışları filan acayip. Öptüm onu…

Yaşadıklarınızla ilgili herhangi bir pişmanlığınız var mı?

– Tabii. Tek tek saymayayım ama bir sürü şeyi daha iyi yapabilirdim. Hayatımın ikinci yarısında daha cesur olmak istiyorum, birinci Pamela'yı öldürdüm, şimdi içimden ikinci Pamela'yı doğuruyorum!